İnsan bir süre sonra doğduğu yerleri özlüyor.
Başta fark etmiyorsun. Hayat ileri doğru akıyor sanıyorsun. Daha büyük şehirler, başka ülkeler, yeni düzenler, yeni insanlar. Gittiğin yerlerde kendine bir hayat kuruyorsun. Hatta bazen dönmeyi aklına bile getirmiyorsun.
Ama sonra bir şey değişiyor.
Annenle babanın sesindeki yorgunluğu daha çok duymaya başlıyorsun. Fotoğraflarda yüzlerinin biraz daha yaşlandığını görüyorsun. Zamanın sadece senin için değil, onlar için de geçtiğini anlıyorsun.
O zaman doğduğun yer başka türlü çağırıyor insanı.
Sadece eski sokaklar için değil. Sadece çocukluk anıları için değil. Annenle babanla daha çok oturmak, daha çok konuşmak, aynı sofrada biraz daha fazla kalmak için.
Patoz Makinası
İnsan gençken gitmeyi başarı sanıyor. Uzaklaşmayı, kendi hayatını kurmayı, başka yerlerde tutunmayı. Ama bir süre sonra insanın içinde garip bir pusula çalışmaya başlıyor. Hep başladığı yeri gösteriyor.
Kürkçü dükkânına dönmek, belki de yenilmek değildir.
Belki de insanın en sonunda neyin önemli olduğunu anlamasıdır.
Dönmek mi, dönmemek mi?
Kürkçü dükkânının sonu dönmek.
Belki de doğduğum köyde yaşlanmak. Belki de orada ölmek. En başa dönmüş gibi değil, ait olduğum yere varmış gibi.
